Yumurtlayan kadın

Yumurta hakkı

Çocuk hakkı anne sevgisine doyma hakkı

Ana Avrupalı öğrenmeyi seven yönelen çocuk merakına kaptıran çocuk

Anakara, anayurt, anadil, anaç, Türk dilinde anne üzerinden temel anlayışların oluşması bayağa güçlü olmuş… Bu durumda göçmenlik üzerine kurulu Anaerkil bir toplumdan Ataerkil topluma geçerken bizim Avrupa’ dan etkilenmiş olmamız muhtemel.

Anneden ayrılma kopma sürecinin Doğu ülkelerinde özellikle Türkiye de doğal zemininden uzaklaşması. Annenin aşırı sahipleneciliği çocuğun pasifize olması ve anneden uzaklaşmadan korkması keşif duygusunu yeterince tanıyamamasına meraksız olmasına yol açabilir. Meraksız erkek çocuk anne ile olmaktan mutludur. Sadece babanın yerine geçip tahtın yeni varisi olmayı tercih eder. Sistemi varolan süreci içerisinde devralmak ve varolan yönetimi kendi liderliğinde sürdürmek ister. Anne bağının daha sağlıklı derecede olması çocuğu dışarıya yöneltir farklılıkları keşfeder ve araştırır. Kendi dışındaki şeyler kültürel ve ailevi olarak ilişkisiz oldukları ona daha cazip gelir. Kendinden göç etmeye yönelir. Araştırır ve keşfeder.

Anne ve göç ilişkisi:

Türklerde olduğu gibi bütün insanlıkta anne yurd ile özdeşleşiyorsa yurdu bırakmak anneyi bırakmak gibidir. Annenim sağlık sorunları yurt sorunları ile yakından bağlantılıdır. Sisteme uyumsuz bireyler yetişmiş oldukları kültürle keşfetmek üzere oldukları kütürler arasında uyumsuzluk yaşarlar. Bu süreç öğrenmeyi yanında getirse de acılı bir süreçtir. Hazır edinilmiş bilgi ile emek verilmiş olan bilgi arasında muhakkak bir fark olmakla birlikte kültürün içerisinde dayatılan anne aşkı; her zaman olmasa da çoğu zaman yeni deneyimler içerisinde güçlü bir anne karakteri yaşanmadığı süreci baskın olmaktadır. Benim annem benim ülkem, benim kültürüm…

Göç etmiş bireyler yeni oldukları ortam içerisinde daha iyi yaşam haklarına sahip oluyorlarsa yani yeni annenin sütü daha verimliyse bu durumdan memnundurlar. Zamanla bir tedavi içerisine girerek kendilerini gözlemleyebilirler. Ama bu süreç muhakkak bir noktada patlak verir. Yeni kültür içerisinde konforu yakalamış göçmen kendi içinde antropolojik olarak getirdiği ama yeterince deneyimleyemediği kültürel yakınlıklarını paylaşmak ister. İki ya da üç seçenek arasında kalır:  arada bir geri dönmek, anne kucağına kalmak ya da kendi gibi birilerini bulup beraber isyan şarkıları söylemek.

Avrupalının keşfi adlı kitapta da bahsettiğim üzere annesiz kalmış Avrupa bununla yüzleşmiş bir yetim kültürdür. Annesi olan kültürleri merak eder. Kendini başka topraklarda ifade etmek ister. En güzel çocuk Avrupalıdır. En çok sevgiyi hak eden ve bunun için savaşmakta hiç sınır tanımayan çocuk. Birbiri ile yüzlerce savaş yapmış Avrupalılar ve en vahşi topraklar Avrupa değil miydi?Avruplaı en sonunda kendi içlerindeki savaşı keşfetmiş, kendini evcilleştirmiş ve bilim insanı olmayı başarmıştır. Savaşmadan sevişme olmuyor deyişi belki de Avrupadan gelmiştir. Avrupa nın vahim sonu bütün dünyaya yabancılaşmışken kendine de yabancılaştığının sonunda farkına varması olmuştur. O yüzden gittiği yerlerde anne arayan Avrupalı ya da Avrupa kökenli Amerikalı artık o ye yönetmektense onun küçük bir parçası olup öğrenmeyi kabullenmeyi tercih etmek zorunda kalacaktır. Gittiği yerde geldiği yerin devrimlerini uygulamak onun için yorucu olsa da…

En çok kara üzerinde hüküm sürüp ana dünyayı nasıl olsa fethetmiştir. Üstün insan en güzel çocuk Avrupalı…

https://www.introtoglobalstudies.com/2013/11/book-review-dipesh-chakrabartys-provincializing-europe/

https://notevenpast.org/dipesh-chakrabartys-provincializing-of-europe/