Geçen yine bir arkadaşımla daha doğrudan söyleyeyim Güney Güneri ile birçok konu üzerine konuşurken iyi olmak üzerine de değindik. İyi olmak ikimiz için de farklı kavramları bir adaya getiriyordu.  Ben bütüncül bir iyiliği tanımlayamadım. Belki de -iyi olmak-yerine -iyi gelmek- ifadesi kullanılsa değişkenliği de hesaba katmış oluruz. Tıknaz tekrarlar, rutin alışkanlıklar yerine bize iyi gelen üzerine yoğunlaşabiliriz. İyi olmak biraz kötüyü karşıya almak gibi göründüğü için bir sınır ve karşıtlık koyuyor. Mutlak İyiliklerin olduğunu düşündüğümüzde aklımıza haklardan sağlığa birçok konu gelebiliyor. Ama mutlak iyinin içine aldığı sınıflar ve sınırlar da var. İyi üzerine konuşurken neleri içeri alıyoruz? Neleri dışarı atıyoruz? Kendimizi sevmememizin sevemememizin sebebi iyiye bir çizgi çekmek isterken kendimizi bu sınırın dışına atmakla mı oluyor ? Değişen benliğimiz isteklerimiz ya da açılan pencereler bizi başka yerlere çağırdığında orada kalmak mı yoksa uzağa tırmanmak mı istiyoruz? İyi olmadığı için çıkamadığımız karanlıkta göremediğimiz kötüler olabilir mi? İnsan yeni kötüler yaratmak ta iyiler peşinden koşmaktan daha başarılı olabilir mi? Kendini iyi olamadığı için sevemeyen biri kötülük yaratmadaki becerisini arttırır mı? Kötülük yapayım derken iyiliğe iyilik yapayım derken kötülüğe sebep olan ya da maruz kalan insan artık bir durayım da iyilik beni yapsın diyebilir mi?  Karar verme yeteneğimiz ile dışlanma korkularımız arasında iyi ile kötü arasındaki farkı o ince değişken çizgiyi birbirine kesişen, iyi kötü kümelerini ve biraz önce bahsettiğim gibi iyiden kötüye  kötüden iyiliğe giden yolları görebilmekte neden zorlanıyor insan? İçinden geldiği gibi hareket etmek ile içine gelen hareketi bırakmak arasında olduğun yer ile bulunduğun frekans arasında neyin seni durdurduğunu neyin hareket ettirmek istediğini geçmişteki korkularınla gelecek heveslerin arasında şu an hazzettiğin şey mi senin için iyi olan… iyi zamanla yer değiştiriyorsa kötülere gitme sebebimiz sonunda bütün deneyimlerin mutlak bir poZitife dönüşmesini tahmin etmemizden midir? Peki yakınmalar ve pişmanlıklar ölümle yüzleştiğimiz zaman çok nötr mü hissettiriyordur? İyi ki yapmışım, iyi doğmuşum ki iyi ki ölüyorum diyebilir mi insan? 

Doğumgünlerimizde varlığımızı kutlama  armağan alma ile pekişirken aklımıza başka bir soru daha geliyor: iyi ki doğdum ama ne kadar iyiyim? Kimin kadar iyiyim? Daha ne kadar iyi olabilirdim? İyi değilsem neyim? Kime kötüyüm ?  Belki de kimse sormuyordur bu soruları kendine.Ben kime kötüyüm? Neden kötüyüm ? Kötülüğümü nasıl kutlarım?